İçindekiler
Karadeniz denince çoğumuzun aklına hırçın dalgalar, sisli yaylalar ve kestane kokulu ormanlar gelir. Oysa bölge, sadece bu kadarla sınırlı değil. Ulaşılması zor, tabelası olmayan, çoğu zaman yerel halkın bile fazla uğramadığı gizli koylarıyla Karadeniz; mavi ve yeşilin öyle bir uyumunu sunar ki, insanın zihnine bir kez yerleşti mi kolay kolay unutulmaz. Bu yazıda, Karadeniz’in az bilinen, sessiz, doğallığını koruyan koylarını keşfedecek, adeta bölgenin gizli bir haritasını açacağız.
Karadeniz koylarının çoğu, Akdeniz ve Ege’deki popüler turistik koylara benzemez. Burada şezlong sıraları, beach kulüpler ya da gürültülü kalabalıklar yoktur. Deniz, bir anda derinleşmez; çoğu yerde berrak su, kıyıda rahatça yüzebileceğiniz sakin bir derinlik sunar. Doğayı bozmayan küçük balıkçı tekneleri, kumsal yerine ince çakıl veya büyük taşların olduğu sahil dokusu, çevresini sarıp sarmalayan yemyeşil ormanlar ve çoğu zaman bir kişiyle bile karşılaşmadığınız o sessizlik… İşte Karadeniz koylarının büyüsü bu doğallıkta saklıdır.
Amasra’nın turistik merkezinden biraz uzaklaştığınızda, Boztepe’nin arka kıyılarında denize açılan küçük, tenha koylar bulursunuz. Çoğuna yürüyerek ulaşılır ve bu yolculuk bile başlı başına bir keşif gibidir. Ormanın içinden geçen patika yollar, kuş sesleri, taşlık sahilde dalgalara vuran köpükler… Şehrin gürültüsünden tamamen uzaklaşmak için mükemmel bir kaçış.
Gideros Koyu son yıllarda ün kazansa da, haritanın biraz ötesinde, “gözden kaçan” küçük koylar hâlâ sessizliğini koruyor. Bu bölgede deniz, Karadeniz’e göre oldukça sakindir. Çam ormanlarının neredeyse denize değdiği bu koylarda, gün batımının yarattığı turuncu-mavi yansıma, insanın aklında uzun süre kalır.
İnebolu kıyılarında öyle koylar vardır ki, arabayla gittiğinizde bile “Acaba doğru yerde miyim?” diye düşünürsünüz. Yolun sizi götürdüğü noktada geniş bir manzara açılır; masmavi deniz, çakıllı sahil ve yalnızca bir iki kayık… Bu koylar özellikle yalnız kalmak isteyenlerin vazgeçilmezi.
Akliman bölgesinin popüler sahilinden uzaklaşıp ormanın içine doğru ilerlediğinizde daha küçük, daha gizli koylar sizi karşılar. Çam kokuları eşliğinde denize girdiğiniz bu koylarda su neredeyse cam berraklığındadır. Üstelik Sinop’un genelinde olduğu gibi burada da su diğer Karadeniz şehirlerine göre daha sakindir.
Perşembe Yaylası’yla ünlü olsa da sahil kısmı da bir o kadar etkileyicidir. Küçük balıkçı koyları, yumuşak dalgalar ve kıyıya vuran yosun kokusu… Bu bölgede gün doğumu izlemek bile başlı başına bir ritüeldir. Koyların çoğu yerel halk dışında bilinmez ve özellikle sabah saatlerinde tamamen size aitmiş hissi verir.
Giresun’un Görele kıyılarında kayalıklar arasına gizlenmiş minik cepler şeklinde koylar bulunur. Bu koylar rüzgâra göre bazen dalgalı bazen sakin olsa da denizin rengi neredeyse her zaman koyu bir turkuazdır. Çevredeki fındık bahçeleri kıyıya kadar uzanarak eşine az rastlanan bir manzara oluşturur.
Rize, dağların denize çok yaklaştığı bir bölge olduğu için sahil şeridi genelde dar ve kayalıktır. Fakat Fırtına Deresi’nin denize döküldüğü alanın yakınında, az bilinen doğal koylar bulunur. Su soğuktur ama ferahlığı tüm yorgunluğunuzu alır. Suyun berraklığında taşların bile net şekilde görünmesi, bölgeyi özel kılar.
Doğası kadar hırçınlığıyla da bilinen Karadeniz’de yüzmek, bazı önemli kuralları bilmenizi gerektirir. Her ne kadar bu gizli koylar sakin görünse de zaman zaman güçlü dip akıntıları olabilir. Yüzme bilginize güveniyor olsanız bile her zaman kıyıya yakın kalmak, rüzgâr yönünü takip etmek ve yalnız yüzmemek en doğrusudur. Bir diğer dikkat edilmesi gereken şey, telefon çekmediği alanların çok olmasıdır. Bu yüzden yanınıza temel ihtiyaçlarınızı alarak hazırlıklı gitmekte fayda var.
Bu koylara gittiğinizde, sadece denize girmeye değil, doğayla gerçekten baş başa kalmaya gidiyorsunuz. Bir ağacın gölgesinde kitabınızı açıp dalga sesleriyle zamanın akışını unutmak… Taşların üzerine oturup ufka bakarken huzurun ne kadar “sessizlikle” ilgili olduğunu fark etmek… İşte Karadeniz’in bilinmeyen koyları, insana tam da bunu hissettiriyor.
Karadeniz’e yolunuz düşerse, rotanızı biraz daha kıyının dışına çevirin. Haritada işaretlenmemiş güzelliklerle karşılaşmak, belki de yolculuğunuzun en unutulmaz anı olacak.